15 TEMMUZ SONRASINDA ADLİYEDE YAŞANANLAR (Bir Hakimin Perspektifinden Hatırda Kalanlar)


Adliyenin hakimlerinin neredeyse dörtte üçü gözaltına alındığından mahkemelere bakacak hâkim savcı kalmayınca izinde olanları geri çağıran komisyon başkanı veya zaruri izin alınması gereken durumlarda bile komisyon başkanının adeta vatan-millet Sakarya modunda konuşmalarla milli mücadele ruhu tavırları… Çünkü bu onlar nezdinde tam olarak bir kurtuluş mücadelesi, vatansever hâkimcilik rolüyle ruhunu iktidarın kirli emellerine teslim eden zavallı bir yığın aslında adalet umulan makam tutucuları..

Kendilerini bu dönemde çok önemli görüyorlar ve nihayet onlar nezdinde ve onların yardımıyla devlet kadroları koca bir pislikten arındırılıyor, bizzat bu dönemde terfi alan dönemin ağır ceza mahkemesi başkanı olan birinden 15 Temmuz akabinde hemen açığa alınan meslektaşları hakkında yaptığı benzetme aynen şudur: `kafirler `. Halbuki daha 15 temmuzun gündüzünde o kişilerle müzakereye katılmış, adliye yemekhanesinde aynı masada oturup yemek yemiş, belki öğle arasında beraber kahve içmiş, eve giderken aynı servise binmiş ve hatta belki de aynı lojmandan kapı komşusu…

17 temmuz adliyede olağanüstü bir hareketlilik ve aynı zamanda büyük çoğunluğun yaşadığı müthiş korku, belirsizlik, kocaman bir boşluk hali ..adliyenin her katında adliye görevlilerinden çok tem şube ekiplerinin sanki meydan benim dermişçesine o andaki görevine adanmışlığı ve  özgüvenle salınması, hakim savcıların yanına destursuz girişi, sıradaki sen de olabilirsin şeklindeki imalı tavırlarıyla üstünlük sağlama çabası..

İlk listede alınanları gözaltı aşamasında her fırsatta ifşa ederek halkı galeyana getirmek için uğraşan bir başsavcı, hastane çıkışlarına yerel medyadan kameraların görüntüler alması ve toplanan vatandaşa ezberletilen bazı aşağılayıcı ifadelerle o kişilere apaçık işkence çektirmeleri…

Gözaltından sonra mahkemeye çıkarılış aşamasında adliyede dolaştırmak, saatlerce bekletmek, sorgu aşamasındaki acımasız ve düşmanca tavırlarla rencide etmek…

Bir anda terörist ilan edilen meslektaşların odalarının boşaltılması ve isimlerinin ivedilikle kaldırılması , eşyalarını almaya gelen yakınına da suçlayıcı tavırlar; yan odamdaki meslektaşım tutuklandıktan sonra eşi karnı burnunda hamile adliyeye geldi, ne başkan ne kalemdekiler kimse konuşmadı , ben odama davet edip ne kadar üzgün olduğumu söyledim, o canı yanmışlıkla duygulandı, kadın ona selam verip insani şekilde üzüntümü ifade ettiğim ve onu arabaya kadar uğurladığım için beni cesur buldu, işte bu ortamda yapılan küçücük insani bir eylemin de cesaretle ilgisi buydu.

Veya kendisi gözaltında iken doğumuna son 15 gün kalmış bir meslektaş eşinin taşınma telaşında olması ve o çaresizliğine şahit olmak ama bu acımasızlığa karşı birşey yapamamak.. Meslektaşımın babasıyla lojman girişinde konuşup üzgün olduğumu dile getirdiğimde kendisi bana “kızım buralarda kamera var, bizi terörist ilan ettiler bizle konuştuğunu görüp tespit ederler seni de mesleğinden ederler, en iyisi sen de bize herkes gibi davran, görmezden gel yaşadıklarımızı, yoksa senin de başın yanar”… işte başka bir cesaret örneği daha değil de ne!!

Lojman demişken birçok daire boşalınca sevinçten dört köşe olan ruhu çürük adı hâkim savcı diye yazılan kişiler nasıl sevindiler, normalde olsa asla sıra gelmeyecek daireler nasıl da hızla boşalmıştı, şimdi yeni lojmanda istediği katı seçebilirdi, onun hesabını yapan bazı kimseler…veya daha çirkini kapı komşusunun gözaltına alınması esnasında meslektaşına iştahla gülen ve maaşlara yapılan zamdan bahsetmesi, maaş zammı için zamanında oyunu, onurunu satan bir şahıs.

 Sanmayın herkes ben gibi şok halinde bu yaşananlar karşısında, bazıları adeta yeniden doğmuşçasına hür, mesela adliyede 15 Temmuz sonrası bayram edasıyla gezen bir başsavcı, her zulmü organize eden aktör. Üstelik kendisi de zamanında Zaman gazetesi aboneliği olan çocuklarını Gülen okullarına gönderen kişi. Çok geçmeden sonunda istediği makama bu dönemde yaptığı zulümlerle ulaşan bir başsavcı artık Yargıtay üyesi oluyor, ama kader planında daha keyfini de süremeden kalp krizinden vefat etmesi onun da hesap ettiği mutlak bir gerçek değildi anlaşılan.

Adliyeye elini kolunu sallaya sallaya giren, adaba aykırı şekilde buraların sahibi benim edalarıyla başkanların odasında keyifle çayını yudumlayan akp il başkanları, akp meclis üyeleri…` eeee nihayet yerler boşaldı napa cağız, bizim adamlarımızla dolduracağız, bizden gelen isimleri gözünüz kapalı kabul edin mesleğe, bunlar bize sağlam bağlılar ` diye liyakatten bihaber uluorta büyük bir iştahla gerçekleştirilen referans oturmaları…

Yapılan bu zulme bizzat Kuran ayetlerini de alet ederek zulüm motivasyonunu diri tutmaya çalışan bir hâkimin kuran ayetini okurkenki hırsını görmek ne kadar ürkütücü bir tablo.

Geride kalan bunca hukuksuzluğa şahit olup da bunu görmezden gelen sadece kendini düşünen, bu nedenle adı gibi bilse de yapılan yanlışları, ses çıkarmayan kalabalık hakimler ordusu, sanki hiçbir şey olmamışçasına davranmayı nasıl bu kadar ustalıkla kıvırdı dersiniz! 15 temmuz sonrası sadece bir kez mecburiyetten yemekhaneye çıktım, şahit olduğum tablo filmlerdeki o sahneyi aratmaz. Hani hepiniz bilirsiniz dünya yanar ama onlar bihaber olmayı seçmişlerdir; Sıradan bir gün ve her zamanki yemekhane menüsüyle Türkiye adalet sisteminde HAGB kurumunun yeri, eksikleri, artıları ve bilumum felsefi tartışmalar cereyan ederken nasıl da ideal hakim kesilmişti hepsi, demek ki hukuktan anlıyorlardı ama yanıbaşında cereyan eden haksızlıklara karşı a bile diyemiyorlardı, alın o hukukun hayrını görün.

Bir de şu var: ilk listede alınan birkaç kişi bir bir buçuk ay sonra mesleğe tekrar döndü. Öncesinde arkasından etmediği hakaret bırakmayan sözde meslektaşlar mesleğe geri dönen bu kişilerin etrafında pır dönüp palavralarını attılar, yersen, ben yemedim, onlar yedi mi bilinmez. Adalet beklenilen hâkim profiline aydınlatıcı bir örnek daha!

Duruşma savcım vardı noter sırası gelmek üzereymiş, 15 Temmuz olmasa o kadar insan ihraç edilmese o sırayı rüyasında ancak görürmüş, nasıl da mutlu görseniz, etrafında da onu tebrik edenler, hakkıyla geldi ya sıra tebrik edin tabi! Yok böyle bir temsil…

Arada yeni listelerle insanlar duruşma esnasında, çalışırken makamında yakapaça hatta ters kelepçeyle gözaltına alınıyor, mesela eşim de müzakerede iken gözaltına alındı, adliyede kalemin meslektaşlarının ve vatandaşların gözü önünde kelepçelendi. O günden sonra herkesin bildiği hâkime hanım sıfatıma yeni bir unvan daha eklenmişti, terörist eşi hakime hanım, eşi f*töden tutuklu hakime hanım…. Çoğaltın çoğaltabildiğiniz kadar, bu saatten sonra siz pervasızlara bu da serbest.

O günden sonra tavırlar da tatbiki değişti. Çünkü siyaset rüzgarına kapılanlar, kendini kaptıranlar tatbiki tepki vermeli, tavır almalı, mesafe koymalı ve hatta selamı sabahı kesmeliydi. Nerede nasıl reaksiyon vereceğini bilmeliydi ki dönem hâkimi olmak bunu gerektirirdi. Terör mahkemesi başkanı da gayet gülerek geçmiş olsun hâkime hanim demişti, bunun gülünecek neyi vardı aslında kendisi o dosyalara bizzat baktığı için elbette daha iyi bilirdi. Eyvallah buna da, ama birer birer gelin. Hâkime hanım referans olduğum kişileri cezaevinden çıkarttım mesleğine döndürdüm ama sizin eşinizi tanımıyorum referans olup da kendimi riske atamam, emin misiniz gerçekten f*töcü olabilir diyen meslektaşınıza siz bilirsiniz, eşimin masumiyetinden zerre şüphem yok siz adınızı riske atmayın dedim. Onun referans olup da tabiri caizse ipten aldığı birkaç hâkim savcı bey cezaevinden çıktıktan sonra beni ziyarete geldi, eşimle koğuş arkadaşı imişler, eşimle ilgili şeyler anlattılar, onun ne kadar harika bir insan olduğunu bir de onlardan dinlemiş oldum. Peki onların akıbetleri şimdi nicedir bilemeyeceğim.

Eşimin durumunu öğrenen sözümona benim iyiliğimi düşünen sözde meslektaşlar bana telkinlerde bulunuyorlardı: Bak hâkime hanım gençsin, aşk her zaman bulunur, meslek daha önemli gel sen boşan bu adamdan, kendini adını temize çıkar, mesleğini de kendini de harcama, yoksa kendini bir sonraki listede görürsün. Git kendini HSYK ya anlat onları ikna et, yoksa gözünün yaşına da bakmazlar, bir listeye bakar …ah ne kadar da babacan tavsiyeler, yok ben almayım idealist genç bir meslektaşınız olarak daha yürekli oluşum sizi ürkütmüş anlaşılan.

Tabi bir sonraki listede benim de adım vardı, eşimden vazgeçmedim ve bu konuda sözlerinde durdular bedeli bu oldu, peki aksi durumda benden geriye ne kalırdı!

Kendi gözaltıma kadar bir yandan cezaevinde olan eşime destek oldum, bir yandan o cehennemde mesleğimi yapmaya çalıştım, susmadım ama beraber çalıştığım ihraç edilen meslektaşlarımın yaşadığı bu haksızlıkları görüyordum, onlar vardı çünkü, onların varlığını nasıl görmezden gelebilirdim, yaşadığı acılar mağduriyetler adliye koridorlarında, vicdanı olanların her zerresinde yankılanıyordu, işitebilene…

Kalemde bir gün personelimle konuşurken ürkekçe yargı camiasında dönüp duran f*tö kriterlerinden ve daha önce çalıştıkları ihraç edilen hakimlerden bahsetmişlerdi; çok çalışırlardı, dosyaları sürüncemede bırakmazlardı, yüksek lisans yaparlardı, yabancı dil bilirlerdi, çok güzel ve özenli giyinirler ve yaşarlardı, bize çok iyi davranırlardı, insanlıkları, ahlakları çok iyiydi, güler yüzlü ve kibarlardı,,,,,,say say daha nice maharetler bu ihraç edilenlerde…böyle bir paradoks işte.

Hatırladığım bazı yaşanmışlıklar.

Çivisi çıkmış adliyelerden adalet beklerken beklentinizi adalet normlarına göre değil ülkenin siyasetine göre ayarlamanız için bazı nüanslar diyebiliriz bunlara. Siyasetin âlâsını bilir bunlar, aslında neredeyse herkesin de farkında olduğu gerçek bu, belirli dönemlerde tetikçi olarak kullanılanlar dışında bana göre daha tehlikeli olan, sinsi, bencil, bana dokunmayan yılan anlayışındaki menfaatperestler kalabalığını bilmeyen var mıdır!



Source link

Leave a Reply

Your email address will not be published.