Türk İşkenceciler Uluslararası Ceza Mahkemesinde Yargılanabilecek mi?


Turkey Tribunal’i ilk Eylül 2021’deki İsviçre’de yapılan duruşmada duyduk. Dünyaca ünlü hukukçular bir araya gelerek bir heyet oluşturdular. Sivil bir inisiyatifle Türkiye’de yaşananları masaya yatırdılar. Duruşmada kaçırma, kaybetme, işkence, keyfi tutuklama gibi suçların mağdurları dinlendi. Hukukçu bilim insanları raporlar sundu. Türkiye’nin tüm sosyal taraflarından tanıklar dinlendi.

Turkey Tribunal internet sitesinden ve sosyal medya hesaplarından Uluslararası Ceza Mahkemesi savcılığına yapacakları başvuru hakkında bilgilendirmeler yapıldı, yapılıyor. UCM’ye yapılacak başvuru için şimdiden 8 kitaplık bir dilekçe taslağı oluşturulmuş durumda. Başvuruda birçok Türk kamu görevlisi ve siyasetçisinin adının karıştığı yurt dışından insan kaçırma, kaybetme, işkence, mal varlığına el koyma, keyfi tutuklama gibi insanlığa karşı suçlar ele alınacak.

Peki UCM, Türk vatandaşlarını yargılayabilir mi?

Bu sorunun kaynağı belli. Çünkü ceza yargılamasında usul esastan önce gelir. İnsanlığa karşı suç mağduru olmanız yetmez. Mahkemenin sizi mağdur edenleri yargılama yetkisi var mı, yok mu öncelikle buna bakmak gerekir.

Türkiye UCM’nin kurucu sözleşmesi olan, mahkemenin ve yanındaki savcılığın görev ve yetkilerini belirleyen Roma Statüsüne taraf değil. Bu yüzden temel kural olarak UCM’nin Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içinde, uçaklarında ve gemilerinde işlenen insanlığa karşı suçları soruşturma ve kovuşturmak için yetkisi yok.

Bu yazının konusu olan yetki kuralları Roma Statüsünün 12. Maddesinde yer alıyor.

Bahse konu madde metni şu şekilde:

Madde 12: Yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin ön koşullar

  1. Bir devlet, bu tüzüğe taraf olmakla, 5. maddede bahsi geçen suçlarla ilgili olarak Mahkemenin yargı yetkisini kabul etmiş olur.
  2. Aşağıdaki devletlerden bir veya daha fazlası tüzüğe taraf ise ya da 3. paragrafa uygun olarak yargı yetkisini tanımış ise, Mahkeme 13. maddenin (a) veya (c) bentleri ile ilgili olarak yargı yetkisini kullanabilir:

(a) Toprakları üzerinde sorun teşkil eden olayın meydana geldiği devlet ya da suç, bir uçak veya gemide işlenmiş ise gemi veya uçağın kayıtlı bulunduğu devlet;

(b) Suçlanan kişinin vatandaşı olduğu devlet.

  1. Bu tüzüğe taraf olmayan devletin 2. paragrafa göre kabulü aranıyorsa, o devlet Mahkeme Yazı İşleri Dairesi’ne sunacağı bir bildirge ile suç konusu olayla ilgili olarak, Mahkemenin yargı yetkisini kabul edebilir. Kabul eden devlet 9. Bölüm’e uygun olarak erteleme ya da istisna olmaksızın Mahkeme ile işbirliği yapacaktır.

 

Maddenin 1. Fıkrasında sözleşmeye taraf olmadan kaynaklanan yetki, 2. Fıkrasının (a) bendinde yer  yönünden yetki, (b) bendinde ise kişi yönünden yetki, 3. Fıkrasında ise sözleşmeye taraf olmamakla birlikte yetkilendirme ile mahkemeye yetki kazandırılması düzenlenmiş.

Kanaatimce, maddede düzenlenen yer ve kişi yönünden yetki kuralları Turkey Tribunal’ın dava açmasındaki temel dayanaklarını oluşturuyor. Buna göre Roma Statüsüne taraf bir devletin toprakları üzerinde UCM’nin yetkisine dahil olan bir suç işlenmesi halinde mahkemenin yetkisi doğuyor. Yine aynı şekilde UCM’ye taraf bir ülkenin vatandaşının sözleşme kapsamındaki bir suçu işlemesi halinde onun suçuna iştirak edenlerin, onu azmettirenlerin de onunla birlikte soruşturulması ve kovuşturulması gündeme gelebilecektir.

Statünün bu maddesi ile oluşturulan yetki kurallarını kapsamlı bir bakış açısı ile ele almak yerinde olacaktır. Böylelikle karmaşık hukuki kavramlar, daha net anlaşılabilecektir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Statü’nün bu maddesi uluslararası arenada çok önemli bir soruna çözüm üretebilecek niteliktedir. Şöyle ki,

Devlet otoritesinin kaybolduğu, iç savaşların yaşandığı bir çok ülkede BM Barış Gücü askerleri bulunmaktadır. Bu askerlerin temel görevi barışın sağlanmasıdır. Ancak bugüne kadar hemen her görevde kimi askerlerin sivil unsurlara karşı, öldürme, işkence, tecavüz, fuhşa zorlama gibi suçları işlediğine dair bir şeyleri okuduk, gördük. Bu askerlerin suçları işledikleri ülkelerde devlet otoritesi kalmadığı için yer yönünden yetki kuralları işletilememektedir. İşler biraz yürürlüğe girdikten sonra, yerel savcılar ve hakimler olayın üstüne gitseler de suç failleri ülkelerine gönderilerek yargıdan kaçırılmaktadır. Bu askerlerin menşei ülkeleri de uluslararası adli yardım prosedürlerini işletmemektedirler. Kişi yönünden yetki açısından askerin vatandaşı olduğu devletler de soruşturma süreçlerini ya hiç işletmemekte veya sürüncemede bırakmaktadır. Yani mağdurlar mağduriyetler ile kalmaktadır. Tüm bu sorunlar BM Genel Sekreterleri, İnsan Hakları Yüksek Komiserleri ve diğer uluslararası temsilcilerce defalarca dile getirildi. Cezasızlığın kabul edilemez olduğunu vurguladılar. İşte Roma Statüsü’nün bu maddesinin UCM’ye verdiği bu yetki, bu konuda bir çıkış kapısı, bir çözüm yolu olarak görüldü.

Statü’nün 12. Maddesinde yer alan bu yetki kuralı aynı zamanda UCM’ye karşı başta Amerika olmak üzere statüye taraf olmayan devletlerin de düşmanlığını doğurdu. Bu düşmanlığın sebebi korkularıydı. (“Düşmanlık” kelimesini özellikle kullanıyorum çünkü bir Amerikan Dışişleri Bakanı, UCM’ye karşı bu kelimeyi kullanmayı tercih etmiştir.) Amerika’nın dünyanın birçok yerinde hem kendi askeri üslerinde hem de BM Barış Gücü birliklerinde askerleri var. Bu askerlerin Roma Statüsü kapsamındaki bazı suçları işlediklerini hepimiz biliyoruz. En net örnek Irak’daki Ebu Garib Cezaevindeki işkence uygulamalarıdır. Amerika, askerlerinin bu tür suçlardan yargılanmasını istemiyor. Bu yüzden UCM kurulduğu günden bu yana açıkça mahkemeye düşmanlık ediyor. Savcıların ülkesine girişini yasakladı, vizelerini iptal etti. Amerika’da bulunan malvarlıklarına el koyma kararı aldı. Mahkemeye taraf olmayan devletlerle o devletlerin taraf olmasını engellemeye, taraf olanların ise mahkemenin yetkisini Amerika vatandaşları lehine engelleyici ikili sözleşmeler imzaladı. Hatta BM Güvenlik Konseyi’nin davaları erteleme yetkisini harekete geçirdi ve savcıların önündeki kimi soruşturmaları birkaç yıllığına engelleyebildi.

Amerika’nın durumu bu iken, acaba Türkiye’nin durumu ne olacak? İşkenceciler UCM tarafından yargılanabilecek mi?

Türkiye, Roma Statüsü’ne taraf değil. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde işlenen insanlığa karşı suçlarla ilgili yargılama yetkisi yok. Bununla birlikte ülke tarihinde eşi görülmemiş bir şekilde dünyanın farklı ülkelerinden insanları kaçırdı. Mağdurlar, kaçırmanın yaşandığı ülkelerde ve Türkiye’de işkence gördü. Yaşı küçük çocuklar bile bu kaçırma, kaybetme, hapsetme, işkence ve kötü muamele suçlarının mağduru edildi. Bu kaçırmalar Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından, resmi olarak sahiplenildi ve kameralar önünde uluslararası büyük başarılar olarak nitelendirildi. Ancak sonradan kaçırma ve kaybetmelerle ilgili AİHM ve BM karar organları tarafından ihlal kararları verildi.  Özellikle BM Keyfi Tutuklama Çalışma Grubu ilk kararlarında Hizmet Hareketi ile irtibatlı insanları karşı yapılan keyfi tutuklama ve diğer hukuksuz uygulamaları “ayrımcılık temelli keyfi uygulama” olarak tanımlarken, son kararlarında açıkça “insanlığa karşı suç” olarak tanımladı.

Yukarıda açıkladığımız gerekçelerle, Roma Statüsünde düzenlenen insanlığa karşı suçların işlendiği ülkelerin UCM’ye taraf olması halinde, orada suç işleyen Türk kamu görevlilerinin de UCM’de yargılanması mümkündür. Bunda tereddüt yoktur.

Bugüne kadar 34 ülkeden 122 kişi kaçırılarak zorla ülkeye getirildi. Neredeyse tamamı ağır işkencelere muhatap oldu. Bu ülkelerden sadece birkaçı üzerinden örnek kabilinden değerlendirme yaparak konuyu somutlaştıralım. Kaçırmaların yaşandığı ülkelerden Kamboçya, Karadağ ve Kenya, Roma Statüsü’nün tarafıdır.  Sözleşmeye taraf olmamakla birlikte Ukrayna yazılı bildirimle UCM’nin yargı yetkisini tanımıştır. Bu yüzden bu ülkeler ve bunlar gibi sözleşmeye taraf olan diğer ülkelerin sınırları içinde, uçaklarında veya gemilerinde meydana gelen kaçırma, işkence ve diğer insanlığa karşı suçlarında herhangi bir şekilde emri, imzası veya fiili katkısı bulunan tüm Türk vatandaşlarının yargılanması mümkündür.

Turkey Tribunal’in bu başvurusu kaçırma, kaybetme ve işkence süreçlerine katılanların işledikleri suçların hesabının sorulması adına çok önemli bir gelişmedir. Soruşturmaların başlamasının ardından gerisi çorap söküğü gibi gelecektir. İnsanlığa karşı suçlar çok geniş kapsamlıdır. Organize işlenen suçlardır. Üstelik zamanaşımına da tabi değildirler. Bu yüzden bu suçların işlenme sürecinde organizasyona dahil olan tüm failler bir gün kendilerinin kapısının çalınacağını bilmelidirler.

Unutmamak gerekir ki UCM’nin yetkisi tali yetkidir. Asıl yargılama yetkisinin sahibi olan devletlerin kendileri de soruşturma ve kovuşturmaları yapabilir. Umudumuz ve inancımız bu tür suçların Türkiye’de de soruşturulacağı ve hesabının sorulacağı yönündedir.

 

 



Source link

Leave a Reply

Your email address will not be published.