Rejimin Militan Yargısı (1) – Hukuk Penceresi


AKP rejimi tarafından 2013 yılından itibaren ülkemizdeki binlerce hâkim ve C. savcısı ve kamu görevlisi politikleştirilerek militanlaştırıldı.

Adeta yargı, siyasal iktidarın arka bahçesi haline getirildi. Militan yargı mensupları için rejimin devamı, devletin devamı ve toplumun huzurundan daha önemlidir. Çünkü kendi varlık ve ikballerini hukuk düzeninin egemen olduğu bir devlette asla gerçekleştiremeyeceklerinden emindirler.

Genel olarak bir devleti meşru ve bâki kılan adalet ise, bir rejimi de var ve devamlı kılan ideolojisidir. Her ne kadar adı konmamış olsa da AKP rejiminin de bir ideolojisi vardır ve bu ideoloji dört başı mamur ‘faşizm’dir.

“Faşist” kelimesi İtalyanca’da “fascio”, sıkıca birbirine bağlı çete anlamında kullanılıyor. Bu zihniyet, iktidarı tamamen ele geçirmek için kendileri gibi düşünenlerden oluşan bir kitle yaratmayı hedeflemekle beraber, ülkenin kurumlarını da menfaatlerine göre radikal bir biçimde değiştirmeyi amaç edinmişlerdir. Bunun en kestirme yolu öncelikle parlamenter yönetimden çıkıp başkanlık yönetimine geçmekti ki bu hedefe 2018 yılında ulaşmayı başardılar. Cumhuriyetin ‘olmazsa olmaz’ kurumu olan ‘parlamento’ işlevsizleştirilerek etkisiz bir hale getirildi. Başkan ve -sekretarya konumuna düşürülen- bakanları denetleyen ve dengeleyen tek bir organ bırakılmadı. Muhalif olan gazete, dergi, radyo ve televizyonların tamamına yakını 15 Temmuz akabinde kapatıldı, birkaç istisna dışındakiler hariç basının yüzde 90’ı “havuz medyası” çatısı altında toplandı. Netice itibariyle demokrasinin dördüncü kuvveti olan basın kontrol altına alındı.

Arda ardına çıkarılan yasa ve KHK’lar ile diktatörlüğe giden yol pekiştirildi. Yoksullaştırılan halka mukabil çok büyük servetler elde eden oligark olarak adlandırılan bir zenginler sınıfı oluşturuldu. Nerdeyse bireysel ve kurumsal muhalefetin tamamı da tesirsiz hale getirildi.

Bu yeni faşist rejimin amaçlarını, istihbarat kurumu vasıtasıyla devşirdiği resmi ve gayri resmi militanlar eliyle gerçekleştirmeye çalıştığını görüyoruz. Bu kadar kısa zamanda militan yetiştirmek zor olduğundan işe adam devşirmekle başladılar. Zamanla kendi militanlarını yetiştirdikten sonra öncekileri de sonrakilerin eliyle bertaraf edecekleri kaçınılmazdır. Çünkü tarihte bu hep böyle olmuş, rejim önce kendi evlatlarını yemiştir.

Fransızca’da ‘Militant’ anlamına gelen ‘militan’ kelimesi TDK’ye göre ‘bir düşüncenin, bir görüşün başarı kazanması için savaşan, mücadele eden kimse’ anlamına gelmektedir.
Bu bağlamda diğer bürokrasi unsurlarına paralel olarak yargı kurumu da artık adalet hizmeti üreten bir kurum olmaktan çıkmış, rejimi müdafaa eden ve toplumsal muhalefeti sindirmek için korku saçan bir mitralyöz bataryasına dönüşmüştür. Oysa kabul etmekle iftihar ettiğimiz İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 10. maddesinde ‘Herkes, haklarının ve yükümlülüklerinin ve kendisine karşı herhangi bir suç isnadının (hukuksal) karara bağlanmasında tam bir eşitlikle bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni/(açık) olarak yargılanma hakkına sahiptir.’ belirtilen en önemli sütunu barbarca çiğnenmektedir.

Aslında bağdaşması mümkün olmayan ‘militan’ ve ‘demokrasi’ kelimelerini yan yana getirerek ülkemizde “Militan Demokrasi ve 1982 Anayasası” adlı kitabını yazan kişi Dr. Yusuf Şevki Hakyemez’dir. Bazı hukukçuların nazizm, faşizm ve komünizm gibi anti-demokratik akımlara karşı, “devletin ve demokrasinin kendini koruması” diye formüle ettiği bir görüş olduğunu belirtir. Kitabın ön sözünde “Liberal demokrasilerde de elbette devlet ve demokrasi kendini korur. Ama bunun ölçüleri vardır: Şiddet yanlısı partiler kapatılır mesela… Militan demokrasi ise kolayca anti demokrasiye kayabilir: Devletin temel hak ve hürriyetlerin bekçisi olarak çoğulcu demokratik düzeni koruması için militan demokrasiyi kullanması ne kadar doğruysa, bunun ötesine geçerek siyasal iktidarı elinde tutan egemen güçlerin mevcut toplumsal ve siyasal düzeni korumak için kullanması da o kadar yanlıştır.” denmektedir. 28 Şubat dönemini meşhur Yargıtay C. Başsavcısı Vural Savaş’ın “Militan Demokrasi” adlı kitabında kullandığı “militan” ibaresi günümüz yargı mensuplarının büyük çoğunluğunun tanımlanması için özet bir ifadedir. Aslında ‘Militan Demokrasi’ teriminin günümüz anlayışına da birebir uygun olduğunu görmekle birlikte Y. Ş. Hakyemez’den mülhem yargıya bakan yönü itibariyle ‘Militan Yargı’ nitelendirmesini kullanmayı uygun bulduk. Üstelik günümüzdeki militan yargı, demokratik yönetimi anti-demokratik akımlara karşı korumak için değil, bilakis anti-demokratik AKP rejimini demokrasiye karşı koruyup güçlendirme işlevi görüyor.
Türkiye gibi demokrasisi az gelişmiş ülkelerde bireysel hakları yazılı kurallarla güvence altına almak yetmiyor. Malum olduğu üzere “En iyi yasa kötü uygulayıcı elinde berbat, en kötü yasa iyi uygulayıcı elinde mükemmel olur.” 15 Temmuz bahane edilerek Anayasal ve yasal güvenceleri gözetilmeden -siyasi iktidar ile uyumlu çalışmayacağı varsayılan- 5 bin civarında hâkim ve C. savcısı ihraç edilmiş ve pek çoğu tutuklanmıştır. Geriye kalan sindirilmiş yargı mensupları ile birlikte başta AKP teşkilatlarından olmak üzere bünyeye dahil edilen endoktrine edilmiş yargı mensupları elinde yasaların, ihdas edilme gayelerine ve gerekçelerine göre değil, politikacıların menfaatlerine göre uygulandığını görüyoruz.



Source link

Leave a Reply

Your email address will not be published.